15 Mayıs 2007 Salı

Mutluluk'ta Film Ötesi Şeyler

Barbarlığın İzini Sürerken: "Mutluluk"

Önüne hangi sıfatı koyarsanız koyun, cinayet olduğu gerçeğini değiştirmeyecek bu bölgeye ait olan bir acı uzun zamandan beri ilk defa popüler sinemaya konu oluyor. "Mutluluk" filmi ile ortaya çıkan bir fırsat var: töre cinayeti denen vahşetin geniş kitlelere yansıması, bilinçlendirilmesi anlamında. "Mutluluk" bunu iyi bir sinema ruhu ve didaktik olmadan başarıyor. Ancak, "Mutluluk" filmini salonda yüzde 80 oranındaki kadın seyirci nüfusuyla beraber izlerken, üzülmemek elde değildi. Bu filmi esas ve mutlaka görmesi gerekenler, yani erkekler, nerede acaba?

Üniversite öğrencileri düzeyinde yapılan araştırmalarda bile, namus ile cinayeti birbirini tamamlayan, üstelikbir insanın canına kıymak için mazur gören anlayışa destek çıkanlar bulunduğunu hatırlayınca, "Mutluluk" ne kadar çok insana ve tercihan erkek nüfusa ulaşırsa, mutluluk o oranda gerçek olacak.

Hoşgörüsüzlük ve insanın insana çektirdiği acılar konusunda her toplumdan çıkan pek çok hazin öykü var. Uzaklara gitmeye gerek yok, şöyle bir etrafımıza bakalım. Kan davası güden iki aileden birbirini seven gençlerin hazin öyküleri, biri Alevi biri Sünni olduğu için evlenmelerine izin verilmeyenler, suçu yalnızca sevdiği insanla aşk yaşamak olanlara uygulanan töre infazları.

Bazı gazete haberlerini okumak adeta korku filmi senaryosundan alıntı yapmak gibi: Mardin’de evlilik dışı aşk yaşıyor diye öz kardeşi ve kuzenleri tarafından taşlanarak öldürülen kadın ve erkek; barışmak üzere geldikleri baba ocağında kurşun yağmuruna tutulan Antepli evli çift; ya da cinsel yönelimi nedeniyle öldürülen sayısız insan, aynı coğrafyada yaşıyor.

İşte bu noktada “Mutluluk” filminin önemi bir kat daha artıyor. Herşeyden önce söyleyecek önemli bir sözü var ve bunu iyi bir sinema duygusuyla yapıyor. Kuşkusuz her filmin bir meselesi olması gerekir, ama bunu düzgün bir sinema üslubuyla anlatmak işin en zor tarafıdır. İkisini birden başaran filmleri baştacı etmemiz de bu yüzden.

Örneğin “Beynelmilel” filmi 12 Eylül askeri darbesi gibi zorlu bir konuya el atarken, kolaya kaçmıyor ve meramını slogan yerine sinema diline yaslanarak anlatıyordu. “Mutluluk” filmi de, herkesin görmesi gereken, hatta bazı kesimlere ders niyetine izlettirilmesinde fayda olan bir film.

Zülfü Livaneli’nin bu coğrafyanın en belalı, en çok barbarlık örneği konusu olan töre cinayetlerine odaklandığı aynı adlı romandan uyarlanan “Mutluluk”, en az eserin kendisi, hatta kusursuz görselliği nedeniyle daha da etkileyici olan bir çalışma. Özellikle kadınlara yönelik şiddet, gelenek-görenek gibi gerekçelerle vahşetin meşrulaştırılması ve ailelerin kendi evlatlarına karşı uyguladığı cinayetler zinciri. Maalesef hepsi gerçek, hepsi yaşanmış ve yaşanıyor.

“Mutluluk” beyazperdede izleyip unutulacak türden bir hikaye değil. Abdullah Oğuz’un yönetmenlik vasfını pekiştirdiği, Özgü Namal’ın bir kez daha oyunculuğu ile her türlü övgüyü hakettiği, gelenek ve duyguları arasında tercih yapmaya zorlanan erkeğin sıkıntısını son derece güzel bir oyunla beyazperdeye taşıyıp, ilk sinema filmi olmasına rağmen hayranlık uyandıran bir performans sergileyen Murat Han'ı tanıma fırsatını da sağlayan bu film özel bir alkışı hakediyor.